Index Labels

İmparatorluk ve Cumhuriyet – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

. . Hiç yorum yok:
ABD’nin 11 Eylül 2001’den sonra gündemine aldığı “imparatorluk” projesiyle, hem federal hükümeti kilitleyen, bir borç krizinin eşiğine getiren tıkanma, hem de ABD’de cumhuriyetin demokratik içeriğinin boşaltılarak hayalete çevrilmesi arasında yakın bir ilişki var.
İmparatorluk projesini, dünyadaki gücünü korumak, dünyada ya da bölgesinde güç olmak gibi amaçlarla birlikte düşününce konunun bizi de ilgilendirdiğini görebiliriz.
Pazartesi yazımda, federal hükümeti tıkayan tartışmaların arkasındaki dinamikler üzerinde düşünürken Wall Street bankalarının (finans kapital) hem ellerindeki kâğıtların değerini koruması hem de yeni çıkarılacak kâğıtların faizinden yararlanma beklentisiyle borç sınırının arttırılmasından yana olduklarını aktarmıştım. Geçen hafta Petras ve Prof. Chussodowksi’nin konuyla ilgili yazıları da hem bu bankaların içeriden bilgi edinme, medyayı etkileme, piyasaları maniple etme hem de tıkanmadan spekülatif olanak olarak yararlanma kapasitesine değiniyordu. Buraya kadar aktardıklarım resmin 1/3’ünü oluşturuyor.
‘Uçurumun kenarında…’
Bir yorumcudan aktardığım gibi herkes “Demokratlarla Cumhuriyetçilerin uçurumun kenarında kavga etmesinden” söz ediyordu, ama kimse “bunlar uçurumun kenarında ne arıyorlar” diye sormuyordu. Geriye kalan 2/3 işte bu soruyla ilgili.
Bush hükümeti, Clinton yönetiminden 300 milyar dolara yakın fazla veren bir bütçe devralmıştı. Askeri harcamalar da 1980’lerin ortasında 600 milyar dolardan 2000 yılında 400 milyar dolar düzeyine gerilemişti. 11 Eylül 2001’den sonra, Bush yönetimi altında, savunma harcamaları özellikle 2003’ten itibaren hızla artarak 2009’da, Obama seçildiği yıl, 700 milyar doları geçti (iki savaşın ekonomiye maliyeti hariç). Halen 17 trilyon dolara ulaşan toplam borçlanma da hem mutlak olarak hem de GSMH içindeki pay olarak benzer bir artış eğilimi sergiliyor. Bu eğilimin mali krizle birlikte daha da hızlandığı görülüyor. Bu verilere “2007” mali krizi öncesindeki, “büyük finansal genişlemeyi”, şişen “borç köpüğünü” ekleyince geriye kalan “1/3”ten biri daha ortaya çıkıyor: ABD’nin imparatorluk projesinin hem ülkenin iflas etmesinde hem de mali krizin oluşmasında neredeyse belirleyici diyebileceğim bir rol üstlendiğini söyleyebiliriz.
Resmin son parçasını oluşturmak için iki etkeni birlikte düşünmek gerekiyor. İmparatorluk projesine bağlı olarak savunma harcamalarındaki hızlı artış, borçlanmada bunu karşılamaya yönelik büyüme bize askeri sınai kompleksle Wall Street (finans kapital) arasındaki karşılıklı beslenme ilişkisini, bir sınıf ittifakını veriyor. İkincisi, 2001’den sonra iç güvenlik yasası, Federal Olağanüstü Yönetim Ajansı (FEMA) bağlamında yapılan harcamalarla özel istihbarat sektöründeki patlama, Snowdon’un açıkladığı belgelerden anlaşıldığı gibi NSA’nın (Ulusal Güvenlik Ajansı) izleme, gözleme kaydetme, kişi özeline tecavüz etme yetkilerindeki büyük artış bize, esas olarak kendi vatandaşlarını hedef alan, kısmen özelleştirilmiş bir veri toplama casusluk sektörünü veriyor. Böylece resmin son parçasında, karşımıza, biraskeri sınai kompleks-Wall Street-istihbarat sektörü örüntüsü yapılanması, vatandaşlık haklarını kaybetmekte olan bir nüfus çıkarıyor.
Özetle, ABD’nin imparatorluk projesi, dünya devleti konumunu koruma çabası, devleti iflas ettirmekle kalmamış, bir sınıflar ittifakını zengin ederken bunun yükünü toplumsal harcamalarda kesintiler üzerinden halkın sırtına yıkar olmuş. Bu sırada da halkını yakından denetleyecek bir güvenlik aygıtını inşa etmiş. Terörizme karşı savaş söylemi, hemen her yerde koyu renkli insanları, Müslümanları hedef aldığından, Çay Partisi gibi ırkçı, dinci, yabancı düşmanı ve devleti kilitleme kapasitesine sahip, bir hareketin oluşmasının ideolojik zeminini de kurmuş.
Bunlardan kalkarak bazı sınıfların baskısıyla kaynak yaratma kapasitesinin ötesinde açılmak, yayılmak zorunda kalan ABD’nin yönetiminin, ekonomisinin istikrarını kaybetmeye, Der Spiegel’in deyimiyle 237 yıllık demokrasisinin deyaşamının sonuna gelmeye başladığı düşünülebilir.
Buradan bir sıçramayla, Türkiye’ye gelirsek, bölgede, dünyada güç olma, Osmanlı nüfuz alanlarını restore etme hayalleriyle, ülke içinde haklara ve özgürlüklere yönelik saldırılar, artan devlet şiddeti arasında sanırım bir ilişki kurabiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder